2007 yaz tatili;
Ege turumuzu tamamlamış bulunuyoruz!
Bir eski Erasmus öğrencisi olarak, Türkiye'ye dönüşüm bir hayli maceralı oldu. Haziran'da döndüğüm ülkemde sıkıntıdan patlarken aldığım haberle keyiflendim.
Macaristan'dan, Ukrayna'dan ve Finlandiya'dan canım arkadaşlarım beni ziyaretleriyle çok mutlu ettiler. Hiç üşenmeden Macaristan üzerinden Türkiye'ye 24 saat direksiyon çevirerek 2 arabaya tıkışıp gelen 8 arkadaşımla beraber, bir deli tatil macerasına başladık.
İlk 2 gün güzel bir İstanbul gezisi yaptık. İstanbul'un ardından yola çıktık, ilk gece Truva'ya sabaha karşı 4 civarı vardık, ne yaptık dersiniz? Truva ören yeri girişindeki kapalı satıcı tezgahlarının önüne arabaları aralıklı park ettik, araya matlarımızla uyku tulumlarımızı atıp açık havada güzeeel bi uyku çektik :)
Sabah olduğunda tezgah sahibi satıcının geldiğini bile duymamışız, başımızda duran bir köpek sayesinde uyandık, adamlar hemen günaydın dediler :)
Sabah kahvaltı edip Truva'yı gezdikten sonra Assos'a geçtik. Orada güzel bir balık keyfi ve ardından deniz keyfinin üzerine yollara düştük yine. İzmir'e!
Bayındır'da arkadaşımın evinde kaldık yorucu günün ardından, ölüyodum neredeyse yorgunluktan. Arkadaşım bana yatağını verdi rahat rahat uyudum, sanki hiç yataşım olmamışcasına. :P
Sabah İzmir'den çıkıp Şirince'ye şarap tadımına gittik, tarihi killise vs derken bi ev yemekleri lokantasında 2 saat geçirip güzelce karnımızı doyurduk. Oradan da Kuşadası merkez! gezdik tozduk eğlendik derken uyku girdi bedeneee :) Bir benzinliğe çekip uyur musun? Uyuduk! :)
Sabah artık Efes için doğru zamandır diyip hemen Efes istikametine sürmeye başladık.
Efes'te tam antik şehre girecekken promosyon için bizimle konuşmaya biri geldi. Bizleri servisle harika bir deri dükkanına götürdüler, orada ilk defa bir defile izledik, bölye mankenli falan :P güzel serince bir yerdi, oradan da beleşe servis kattılar yanımıza Efes'in öbür kapısına kadar bıraktılar. Bize düşen sadece antik şehri gezip arabalarımızın yanına kadar inmekti oradan sonra. Ama antik şehir o sıcakta eziyet gibi geldi. O arada bizi Bayındır'da evinde misafir eden arkadaşımı bir yerde bıraktık otobüse kadar ama ne ara nerde hatırlayamayacak kadar yorgundum...
Akşama kadar Datça'daki Aktur Kampinge varabilmek için duraksız arabadaydık. Ve sonunda yerleşik kamp hayatına geçeceğimiz Datça'ya vardık. Datça'da harika bir 6 gün geçirdik. Tekne kiraladık, şehri gezdik, envayi çeşit yemek pişirdik yedik, ama kurufasülye gününden bahsetmek istemiyorum, çok gürültülü ve kokuluydu :)
Datça benim Ege bölgesinde en sevdiğim yer diyebilirim. Müthiş doğası ve sağlıklı havası sayesinde tam olarak dinlenmiş ve yenilenmiş olarak bitiriyorsunuz tatilinizi. Deniz ise gördüğüm en temiz deniz. Akvaryum gibi. Tekne gezimizde bir çok koy gezdik, gördüğümüz en güzel nokta ise İnceburun'du. İnceburun'a karadan ulaşamazsınız, ancak bir tekne vasıtasıyla orada yüzme şansına erişebilirsiniz. Hemen karşınızda Simi adası, altınızda berrak mı berrak bir deniz, güzel balıklarla beraber yüzme şansı... biz yüzerek karaya da çıktık, fakat kara incecik bir burundan ibaret ismiyle müsemma. Keçiler gelmişti otlamaya burna, karaya çıkınca onlar da kaçmaya başladılar :). Datça da görülmesi gereken bir diğer yer ise Knidos, tabi tarih-mitoloji severler için bu söylediğim. Orada bir Afrodit heykeli olduğu rivayet edilir (kazılar devam etmekte) ve bunun dünyadaki ilk çıplak tanrıça heykeli olduğu... Ayrıca Datça'nın havasının her türlü cilt hastalığına da iyi geldiği söylenir.
Datça'nın bademi çok meşhurdur, özellikle taze bademin tadına bakmalısınız, muhteşem. Biz de arkadaşlarımla her gün bir miktar alıp yedik :) Dünyanın en güzel ve lezzetli bademinin burada yetiştiği söylenir. İnanmamak elde değil...
Ayrıca tesadüf eseri yel değirmenlerine rastladık, kendimi Donkişot gibi hissettirdi orada olmak.
Kısacası Datça görüp görülebilecek en müthiş... isimlendiremiyorum bile, evet orası, yerlilerinin de tabiriyle bir Cennet.
Datça, yani cennetteki 6 günün sonunda Marmaris'e geçtik, gece 1'e kadar takılıp tekrar yola çıktık. İstikamet Bursa!
Bursa'da şehir turu, hamam sefası ve iskender kebap herkesi fazlasıyla memnun etti. Gece ise 30 Ağustos kutlamalarını yakaladık, Işın Karaca konserine götürdük arkadaşları. Geceyi bir diğer Türk arkadaşın evinde geçirdikten sonra artık dönüşe geçmenin zamanı gelmişti. Onca kampçılık ve sokak macerasından sonra ben de evimi özlemiştim zaten. İstanbul üzerinden geçerken arabadan atlayıp evime geldim onlar da Macaristan yoluna koyuldular. Duyduğuma göre herkes çok mutlu ve memnun kaldı bu tatilden.Datça'ya gelene kadar ve sonrasında gördüğümüz onca şehri atlayacak olursak, Datça ölmeden görüleceklerin arasında yerini alması gereken bir deneyimdir...
